Ben bu dönem projemde “Irkçılık” konusu hakkında çalışmak istiyorum. Bu konu benim için çok önemli çünkü günümüzde her ülkede batıdan doğuya kadar insanlar ırkçılığa maruz kalıyorlar. Diğer taraftan, internet yüzünden global bir köyde yaşıyoruz ama aynı zamanda her milletin kendi kültürel kimliği vardır.

    Bana göre,  dünyada bir arada insanların yaşayamamasının sorunlarının tamamını ırkçılıktan kaynaklanmaktadır.

    Bu amaçla, bu makalede ırkçılık nedir, ırkçılık çeşitleri nelerdir, kime ırkçı deriz, aşağıdaki sorularına cevap vermeye çalışacağım.

    Irkçılık sebepleri nelerdir (felsefe açısından) ve Irkçılığın birey, toplum ve insanlık etkileri nelerdir anlatmayı planlıyorum. Ayrıca İslam Irkçılığa bakış açısı nedir açıklayacağım.

    Son olarak Irkçılık ile nasıl mücadele edilebileceğini anlatmaya çalışacağım.

     Irkçılık nedir? 

     İnsanların sosyal özelliklerini biyolojik, tarihi veya dini özelliklerine indirgeyerek bir ırkın diğer ırklara üstünlüğünü gösteren doktrindir.

Irkçılık çeşitleri nelerdir? 

     Irkçılık, bazen ten rengi, kültür, ikamet yeri, gelenekleri, dil veya inançlar gibi kendini gösterebilir.

     Ayrıca ırkçılık bir grubun, başka grupların kaderlerini ve varlıklarını kontrol etme, haklarını gasp etme ve hiçbir açık hak ve gerekçe olmaksızın onları küçümseme hakkı da verebilir.

     Irkçılığın en belirgin örneği, insanlık tarihinin farklı dönemlerinde bazı ülke veya toplumların tarafından renk farkı dışında hiçbir sebep olmaksızın siyahi insanlar üzerinde uyguladığı zulümler ve bu zulümlerin en üst zirvesi ve neticesi köle ticaretidir.

Kime Irkçı deriz?

    Irkçı, öncelikle bir kişinin veya grubun diğerlerini kabul etmemesi anlamına gelir. Ayrıca aynı topraklarda yaşadığımıza, aynı havayı soluduğumuza, hepimizin Adem ile Havva’nın soyundan geldiğimize ve tek ruh olduğumuza rağmen, bu gerçek ne görülüyor ne de inanılıyor.

 O halde, bu inancı savunanlar hem fiziksel hem de sözlü şiddet kullanırlar.

Irkçılık sebepleri nelerdir (felsefe açısından)? 

    Dünyaya üstünlük ve gururla bakmayan, varlık âlemiyle kavgayı terk eden, başkalarının varlığını kendisi için bir tehdit olarak görmeyen, aksine onları kendisi için önemli bir ayna olarak gören, onların aracılığıyla kendi gerçekliğini gören, onları yol arkadaşı olarak görenler. İbrahim kalın ifadesiyle bu insanları şöyle nitelendirir:  Kendini bilmek kendini iyi bulmak ve evrendeki yerini bulmak demektir.

    Zihnin her şeyin özü bilebileceğini iddia eden materyalist dünya görüşünün, ahlaki özgürlük yasasının inkarına ve determinizmin yasasının üstünlüğüne yol açtı. 

    Bununla beraber, bu materyalist dünya görüşü, Ben ötekiyle ilişkisinin tek taraflı olarak düzenlenmesine yol açtı; bu, Benliğin içinde, değerler, bilgi, düşünce ve davranış kalıpları da dahil olmak üzere dünyanın anlamını taşıdığı anlamına geliyor. 

    Bir başka faktör daha var ki o da dinlerin sahip olduğu ahlaki değerlerin akımlaştırılması ve artık “evrensel insan hakları” denilen, rasyonelleştirilmiş Hıristiyan ve Yahudi ahlakından başka bir şey değildir. Bu nedenle örneğin, “merhamet” erdemi dini boyutundan çıkarılmış, insani bir değer olarak kabul edilmiş. Bu da ahlakın dini ve bunları tek kaynağı ve yaratıcısı olan Allah’ın bağlamından koparmaktadır.

    Örneğin Kutsal Kitapların öğretilerinde yer alan “Öldürme”, “Başkasına zarar verme” ve “Yalan söyleme” kuralı sadece insan davranışına ilişkin bir kural değil, aynı zamanda insanlık için de bir prensiptir. İnsanlığın genel ruhsal yaşamı için ve dinle bağlantılıdır. 

    Dini bağlılık, başka insanlar ile ahlaki yönden ilgilenmektedir. Ötekiyle ilişki bir çatışma ve yüzleşme ilişkisi olmadığı gibi, en güçlünün hayatta kalması da değildir. Batı medeniyetinin üzerine inşa edildiği kültürlerin çarpışma ilişkisi de değildir.

Irkçılığın birey, toplum ve insanlığa etkileri nelerdir?

     Kendini ve ırkını diğerlerinden üstün görmek, bireysel düzeyde bencilliğe ve hastalıklı narsisizme, kolektif düzeyde ise ırkçılığa ve felakete yol açar. Bunun sonucunda, ben varım, ırkım üstündür ve geri kalan varlıklar ve şeyler benim hizmetimdedir.

     Öyleyse, bugün insanlık, Efendimiz İbrahim aleyhisselâmdan önceki zamanlara dönmüştür. Kur’an-ı Kerim’de İsmail’in katledilmesiyle ilgili hikaye, insan kurbanlarının ortadan kaldırılması ve bunların yerine hayvan kurbanlarının alınmasını gerektirir. Bugün ırkçılık, demokrasi, işgal ve tiranlık adına insan kurbanları kesiliyor.

Özetle, Siyasette ahlak olmazsa, barışlı huzurlu bir hayat olmaz.

İslam ırkçılık hakkında ne düşünür? 

    İnsanlık tarihinde ırkçılığı ilk uygulayanın Şeytan olması ilginçtir. O, Cenab-ı Hakk’ın emrine karşı kibirli ve üstündü ve ateşten yaratılmışken topraktan yaratılmış bir insanın varlığını kabul etmiyordu.

    Allah şöyle buyurdu:{Ey insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız} (Hucurat suresi: 13). {Dillerinizin ve renklerinizin farklı farklı olmasıdır} (Rum suresi: 22). Bu ayetleri farklı insanlar, çeşit lisanlar ve renkler hakikat olduğunu söylüyordu.

    Dünyayı farklı din, renk, dil ve milletlerden oluştuğunu ve ırkçılığı bunlardan kaynaklandığını söylemiştik. İşte islamın hedeflerinden biri dünyayı ırkçılıktan kurtarmak ve bu farklılıkları normal ve hatta insanoğluna bir avantaj olarak göstermektir. Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamberimizin mesajı budur. 

     Allah Resulü (Sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Hepimiz aynıyız, hepimiz aynı adam geliyoruz, Adem.” Ve şöyle buyurmuştur: “Fanatizm çağrısı yapan, fanatizm için savaşan, fanatizm için ölen biri bizim grubumuzdan değildir.”

     Başka bir deyişle, islam, insanların, yardımsever ve başkalarına saygılı davrandığı sürece herkese eşit davranır  birinin hangi dine, hangi ırkın veya geçmişe sahip olduğu önemli değildir.

Irkçılık ile nasıl mücadele edilebilir?

      Babam bana bir kez şöyle demişti: “Diğer insanları iyi anlamak istiyorsan, onların ne düşündüğünü bilmen ve onlarla konuşman gerekir. Bunun onların dillerin öğrenmekten başka bir şey değildir. Ama her şeyden önce onlarla diyalog kurarken Kuran ahlakını yanında taşımalısın.”

    Nesnellik ve rasyonelliğe odaklanma, en belirgin özelliği özen etiği olan ahlaki gerçekleri dışladı. Özen ahlakı, şefkat ve sorumluluğa değer verir ve insanlar arasında adaleti tesis etmeyi amaçlar. 

     Dolayısıyla, insanlar arasındaki ilişkinin temeli insanların dünyadaki kazandığı şeyler değil ruhlarla ilgilidir. Ötekiyle olan ilişkimizin bir ahlaki ilişkiye dönüşmesi için, bu ötekiye onun ötekiliğini ve farklı bir kimliğe sahip olduğunu kabul edip böyle yaklaşılmalı. Başkalarıyla olan ilişki, saygı, diyalog ve sorumluluk duygusuna dayanmalıdır. Genel olarak onları evrenden dışlanmak yerine evreni paylaşılmalıdır.

    Son olarak, gerekli olan, bireysel bir tercih ya da ahlaki bir standart olmayan, ontolojik bir gereklilik olan alçakgönüllülük. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse Cennete giremez.” Bu bir Müslüman için temel bir prensiptir. Bu kibir zerresi sizi gerçeklikten ve dünyanın yaratılışının anlamından ve amacından uzaklaştırılacaktır.

اترك تعليقاً

لن يتم نشر عنوان بريدك الإلكتروني. الحقول الإلزامية مشار إليها بـ *